Fantastik Kitap Yorumları

Ruhlar Üçlemesi – Deborah Harkness (Cadıların Keşfi)

Ruhlar Üçlemesi
Ruhlar Üçlemesi, Deborah Harkness tarafından yazılan, vampirleri, iblisleri ve cadıları konu alan, epey popüler bir seri.

Deborah Harkness, 1965 yılında ABD’de doğmuş, Güney California Üniversite’sinde tarih profesörü. Kitabın konusu düşünüldüğünde, insanın tarihi bilgiler konusunda güvenebileceği bir kitap denilebilir. Tabii fantastik bir konuyu ele alması, biraz bu düşünceye gölge düşürüyor.

Zaten bu yüzden Gecenin Gölgesi‘nde, kitabın sonunda karakterler gerçek mi kurmaca mı diye ufak bir not kısmı bulunuyor.

Bu yazıda Ruhlar Üçlemesi’ndeki kitapların yorumlarını, konularını bulacaksınız.

Ruhlar Üçlemesi kitapları şöyle:

  1. Cadıların Keşfi
  2. Gecenin Gölgesi
  3. Hayat Kitabı

Aşağıdaki kitapsa ek olarak yazılmış:

  • Zamanın Dönüşümü (568 sayfa)

Hadi yorumlara başlayalım.


Ruhlar Üçlemesi 1: Cadıların Keşfi

Cadıların Keşfi - Ruhlar Üçlemesi 1Cadıların Keşfi uzun zamandır adını duyduğum, üç kitabını da aldığım Ruhlar Üçlemesi‘nin ilk kitabı.

Düşüncelerimi sözcüklere dökmeden önce, kitaba bir tanıtım geçmek istiyorum.

Diana Bishop adında aslında cadı olan ama kendi güçlerini inkâr eden bir simya araştırmacısı ile olaylar başlıyor. Uzun zamandır kayıp olan Ashmole 782 adındaki bir elyazmasını bulan Diana, istemedik güçlerin (vampirler, cadılar, iblisler) dikkatini çeker ve bu kayıp elyazmasını bulmak isteyenler tarafından gerek ufak, gerek hayat sonlandırıcı tehditler alır.

Ancak kendisi de bir bilim insanı olan Matthew adındaki bir vampir, bu kadını bir şekilde koruması altına alır ve imkânsızlıklar dolu bir serüven başlar.

Ashmole 782 tekrar bulunabilecek midir?
Diana güçlerini kabul edecek midir?
Matthew ile birlikte olabilecekler midir?

Bu yazımda, kitabın geneline dair, bazı okurların hoşlanmayacağı bilgiler buluyor.

Cadıların Keşfi fantastik aşk kitabının ötesine geçememiş

Gelgelelim meselenin özüne… İnsanların hayranlıkla bahsettiği bir eser olmasına rağmen bende pek istenilen etkiyi bırakamadıdoğrusu. Ben bu kitabın daha serüvenli, daha az aşk merkezli olacağını sanıyordum. Nasıl da yanılmışım…

Cadıların Keşfi akıcı olmasına akıcı, içinde Diana’nın bilinçli ve eğitimli, yer yer kendi başının çaresine bakabilen bir kadın olduğu imajı çiziliyor ama genele baktığımızda klasik vampir aşk romanlarından öteye geçemiyor

Biraz hayal kırıklığı yaşatıyor

İşte benim için en büyük hayal kırıcı nokta bu oldu. O klişe “ben vampirim, içimde nasıl bir açlık var, seni öldürebilirim, sen zayıfsın” zırvalarını görünce, o “hiç de hoş olmayan” korumacı, dengesiz vampirli sahneleri okurken göz devirmekten kendimi alamadım.

Diana’nınsa sürekli oraya buraya savrulması, pek bir işe yaramaması da sinirlerimi gerdi. Ben kadın karakterlerimi çetin ceviz, becerikli, tuttuğunu koparan seviyorum. Cadıların Keşfi‘nde ise kadın karakter hiç tatmin edici değil. Ya bir kere (tatilde falandı sanırım, tamam ama…) bir öğretmenle tartışmaya girmedi, öğrenci görülmedi, bir akademisyen tavsiyesini istemedi ve kitabın sonunda ne oldu? O elzem konuşmasına da ne hazırlandı ne de yaptı. Sizin aşkınıza..

Güzel yanları yok değil

Cadıların Keşfi‘nde beni heyecanlandıran noktalar da oldu, özellikle Diana’nın çukurdaki anları benim için bir doruk noktasıydı. Ama aynı zamanda ileriki sayfalarda bu durum sıkıcı bir hale gelmeye başladı. Kitabın sonu falan çok yavan ve “devamı sonraki kitapta” şeklinde olunca ayrı da bir sinirim bozuldu (üç kitabı aldığım için çaresiz okuyorum).

Kitabın ilerleyen sayfalarında Matthew’ın bir nebze olgunlaşması da hoştu doğrusu. Ha, sürekli Diana hakkında “muazzam” keşifler yapılması da ayrı bir alay konusu.

Cadıların Keşfi ile bir başka nokta da şu: Bu kitap niye bu kadar uzun? Sizce de aşırı bölük pörçük değil miydi? Sanki üç kitap okumuş gibiydim. Zaten kitaba ilkin altı ay önce başlamıştım. 200 sayfa kadar okuyup bıraktım ve geçen hafta bitsin artık diye elime aldım. Bu kadar övülecek nesi var bu kitabın, gerçekten anlayamadım

Sonuç olarak kurduğu dünya açısından potansiyeli olan ama ele alınış bakımından (abartılı aşk ve “diğer” konular) irdelendiğinde heba edilmiş bir eser olduğu kanısındayım Cadıların Keşfi‘nin. Kitabın içinde ise çok az hata gözüme çarptı.

Bu kadar uzun ve sıkıcı bir kitapta editör yine iyi sabretmiş, tebrikler doğrusu. Fantastik aşk hikâyelerini seviyorsanız kaçırmayın derim, seveceksiniz

Ruhlar Üçlemesi 2: Gecenin Gölgesi

Gecenin Gölgesi - Ruhlar Üçlemesi 2

Ruhlar Üçlemesi’nin ikinci kitabı olan Gecenin Gölgesi epey zaman önce başladığım ancak sıkıldığım için son iki yüz elli sayfa kalana bir kenara attığım bir kitaptı.

Ancak Cadıların Keşfi geçen sene bir dizi olmuş ve ben geçen hafta diziyi izleme fırsatı buldum. İyi işlenen bir dizi olduğunu düşünmem ve sonunda bütün karmaşanın nasıl çözüldüğünü merak etmem, Ruhlar Üçlemesi‘ne tekrar başlamaya itti beni

Neler oluyor?

Cadıların Keşfi‘nde Diana ve Matthew hayatta kalma mücadelesi verirken, işaretleri takip ederek 1590 yılına gitmişti.

Arkada kalan herkes ise Ysabeau’nun evi ve Lazarus Şövalyeleri’nin merkezi olan Sept-Tours’ta toplanmıştı.

Diana dönemin büyücülerini bulup güçlerine hâkim olmaya ve üzerlerinde kontrol etmeye çalışırken, Matthew’sa kitabın ismini aldığı bir görevle uğraşmak zorunda kalıyor.

Cadıların Keşfi daha çok Diana’ya odaklanırken Gecenin Gölgesi‘nin daha ziyade Matthew ve ilişkilerine odaklandığını söyleyebiliriz

1590-91 çok önemli bir yıl. Marlowe’dan tutun Kraliçe Elizabeth’e ve Shakespeare’e uzanan çeşitli bir ünlü geçidini gözler önüne seriyor. Bu konudaki düşüncelerime daha sonra geleceğiz.

Gecenin Gölgesi‘nde Diana kendi gücünü keşfederken Matthew bilinçli ve çağdaş haliyle çeşitli işlere bulaşıyor. Kitabın başında ise Philippe olmak üzere birkaç de Clairmont üyesinin geçmiş hallerini görüyor, hatta onların Diana ve Matthew’un sırlarına ortak olduğunu, bu yolculuklarında onlara yardım ettiğini görüyoruz.

Londra’dan Prag’a uzanan epey uzun ve sonu çok heyecanlı olan bir kitap Gecenin Gölgesi.

Peki Gecenin Gölgesi Hakkındaki Esas Düşüncelerim Ne?

Gecenin Gölgesi, çoğu üçlemede veya devam kitabında gördüğümüz ve tanık olduğumuz bir hastalığa tutulmuş: Geçiş Kitabı Sendromu. Bu sendrom öyle bir şeydir ki, o olmadan serinin derinliği oturmaz, okurlar karakterlerle o kadar da bağdaşmaz ancak her daim de ilk kitabı aratacak kadar da sıkıcı olur.

Neden sıkıldım?

Hemen saymaya başlıyorum, birçok nedenim var

  1. Aşırı politik ve hiyerarşik.
  2. Gece Okulu’nu okumaktan çok sıkıldım.
  3. 1550 ve sonrası denildiğinde Shakespeare, Elizabeth ve Marlowe’dan başka konu işlenmiyor ve bu aşırı yorulan bir konu.
  4. Diana’nın güçlerini elde etmesi uzun sürdü.
  5. Kitabın sadeleşmeye, kısalmaya ihtiyacı vardı.
  6. Diana ve Matthew’un atlattığı badireler bir noktadan sonra iç baydı.
  7. Yer yer çeviri çok kopuk bir hal almaya başladı, yazım hataları ve düşük cümleler yordu.
  8. Abartılmış aşk.

Yukarıda saydığım nedenlerden dolayı Gecenin Gölgesi‘ni yarım bırakmıştım işte. Yine bu nedenlerden dolayı da okurken sıkıldığımı itiraf etmeliyim. Ancak Prag’da geçen olaylar epey ilgi çekiciydi ve son 100 sayfa üçüncü kitap olan Hayat Kitabı‘nı okumaya beni teşvik etti

Gecenin Gölgesi okunmalı mı peki?

Bu kitabı okumadan üçlemenin anlamı kalmayacaktır. Ancak seri için şöyle bir yorum yapabilirim. Kitapları almadıysanız sadece A Discovery of Witches TV serisi ile merakınızı giderebilirsiniz
Benim gibi fantastik sevdiğiniz için Ruhlar Üçlemesi’ni aldıysanız, geçmiş olsun. 1500 sayfayı okumadan edemeyeceksiniz

Genel olarak merak uyandıran bu serinin ikinci kitabı olan Gecenin Gölgesi, tarihi kurgu ve fantezi sevmeyenleri veya İngiliz tarihini bilmeyenleri, özellikle de ilgi duymayanları sıkabilir. Fakat seviyorsanız ve ilginiz varsa özellikle zevk alacağınız bir kitap olabilir

Ruhlar Üçlemesi 3: Hayat Kitabı

Hayat Kitabı - Ruhlar Üçlemesi 3

Cadıların Keşfi’nde başlayan macera Gecenin Gölgesi‘nde devam etti ve Hayat Kitabı ile son buluyor

Hayat Kitabı‘nın konusu

Hayat Kitabı, Matthew ve Diana’nın kendi zamanlarına dönmesiyle başlıyor. Diana büyü gücünde epey gelişmiş vaziyette ve ancak başları hâlâ belada. Yine teyzesinin o büyülü evinde buluyor kendisini ancak büyük bir yas var içlerinde. Diana’nın hamile olduğunu önceki kitapta öğrenmiştik ancak bu kitapta daha büyük sürprizlerle de karşılaşıyoruz. Ör: Diana’nın ikiz beklediği gibi.

Diana yıllarca büyü gücünü ve bu güçle gelen bağlantıları reddetmişti; ne var ki bu kitapta biraz mecburiyetten biraz da artık “o” dünyanın bir parçası olduğunu kabullenmeye başlıyor. Fakat bu onun için kolay bir çözüm üretmiyor ne yazık ki.

Fakat Diana’nın başka arkadaşları, Matthew’ın uzun yıllar içinde topladığı engin bir DNA bilgisi var. Bu da onları daha bilimsel bir araştırmaya teşvik ediyor

Yepyeni bir başlangıç

Matthew ve Diana, Philippe baba Diana’yı kızı ilan ettiği için yepyeni bir başlangıç yapmak zorunda kalıyor. Hayat Kitabı‘nda Matthew’un daha önce hiç bilmediğimiz yönleri, evlatları ortaya çıkarken, Marcus geçmişi ve kökenleri hakkında yeni bilgiler ediniyor.

Ayrıca Matthew, Baldwin’in ikizler ve Diana ve başka aile bireyleri üzerindeki ölüm kalım yetkileri yüzünden kendi filiz ailesini kurmak gibi bir seçenekle baş başa kalıyor ve Diana kehanetlerde söylendiği gibi büyük bir mücadele veriyor.

Matthew, ailesi ve arkadaşları; yani cadılar, insanlar, vampirler ve iblislerden de destek alarak elbette.

Bu kitapta Av Tanrıçası sorunun bir nevi açıklığa kavuştuğunu söylemek mümkün. İlk kitaptan beri arada bahsedilse de epey geride kalmış önemli bir sorundu çünkü

Hayat Kitabı ile Ruhlar Üçlemesi macerasının sonu

Cadıların Keşfi ve Gecenin Gölgesi beni yer yer bunalmıştı ama nedense Hayat Kitabı‘nı daha akıcı buldum.

Ancak bu kitapta da sorun yok değildi. Bazı noktalar, özellikle karakterlerin davranışları mantıklı gelmiyor, kitabın kalitesini düşünüyordu. Ne var ki Corra gibi özel faktörler kitaba renk katıyordu. Baldwin karakteri ve konsey ise sürekli bir tehdit yaratıyordu.

Bu kitapta hoşuma gitmeyen bir başka şey ise Diana’nın bir anda beklenmedik birisinden gördüğü ilgi. Çok basit bir kurgu oyunu gibi geldi.

Kitap gerçekten de ne var ne yok bağlıyor. Çoğu gizem ortaya çıkıyor. Felaketler ve güzel anlar da yaşanıyor elbette.

Benjamin…

Matthew’un çocuklarından biri olan bu karakter kitabın genelinde bir tehdit oluşturuyor. Hatta Diana ve Matthew’un başına aştığı işler epey zorlu.

Benim için Hayat Kitabı şaşırtıcı ve doyurucu oldu ve elbette aklımda yine bir sürü soru bıraktı. Gönül rahatlığıyla size Ruhlar Üçlemesi’nin güzel bir biçimde bağlandığını söyleyebilirim.

Geriye dönüp baktığımda, Cadıların Keşfi‘ni okur muydum diye düşünüyorum ve bunun yanıtının, gerek kitapların uzunluğu gerek çokça karakter ve onlara yönelik ayrıntılar yüzünden olumsuz görüyorum.

Ancak bunun bence Ruhlar Üçlemesi dizisinden ziyade benimle alakası var. Bence az çok tarihi kurguyu ve aşk romanlarını seviyorsanız bu üçlemeye bayılmanız çok büyük bir ihtimal

A Discovery of Witches afiş

Cadıların Keşfi Artık Bir Dizi

2018’de yayımlanan ve 2021’de 2. sezonu salınan bir dizi A Discovery of Witches.

Fantastik dizileri de kitapları kadar çok sevdiğim ve konuya hâkim olduğum için diziyi de izledim ve beğendim.

İngiliz yapımı bu dizide Sherlock Holmes ve Doctor Who‘dan tanıdığımız karakterler (Louise Brealey ve Alex Kingston) oynuyor.

Ki bu özellik bana diziyi izleten yanlardan birisi.

Baş roldeki Teresa Palmer, Kristen Stewart’a olan benzerliğiyle dikkat çekiyor. Ve yaşlı ama güçlü vampirimizi de Matthew Goode oynamakta.

Genel olarak Cadıların Keşfi iyi bir dizi olmuş ve hatırladığım kadarıyla kitaba uygun gitmişler. Arada elbette kendi eklentileri de bulunmakta ama bence bu sahiden sıkıcı olan bir kitabı ilgi çekici bir dizi haline getiren unsurlar.

Ben dizinin üçüncü sezonunu da şevkle bekliyorum doğrusu.

Buradan dizinin IMDB sayfasına gidebilirsiniz.

Peki Cadıların Keşfi izlenmeli mi okunmalı mı?

Şahsi fikrim izlenmesi yönünde. Her bir kitap ortalama 600 700 sayfa ve dediğim gibi: Dizi daha eğlenceli.

Ancak İngiliz tarihini seviyor, şehir fantezisine bayılıyor, üstüne aşksız roman mı olur diyorsanız, bu üçlemeyi okumaktan zevk alırsınız.

Ruhlar Üçlemesi Karakter Listesi

Cadıların Keşfi, Gecenin Gölgesi ve Hayat Kitabı‘nda geçen bazı karakterler şöyle. Eğer karakteri unuttuysanız işinize kesinlikle yarayacaktır.

Diana Bishop: Güçlerinin farkında olmayan bir cadı. Üçlemenin ana anlatıcısı.
Matthew Clairmont: Diana’nın güçlerinin ilk farkına varan yaşlı bir vampir.
Sarah Bishop: Diana’nın teyzesi olan bir cadı.
Miriam Shephard: Cadıların Keşfi‘nde tanıtılan, Matthew’a araştırmalarında yardım eden bir kadın vampir.
Hamish Osborne: Matthew’ın arkadaşı olan bir iblis.
Marcus Whitmore: Matthew’ın vampir evlatlarından biri.
Ysabeau de Clairmont: Matthew’un vampir annesi.
Baldwin de Clairmont: de Clairmont ailesinin reisi olan bir vampir.
Peter Knox: Karanlık büyüyle uğraşan, tehlikeli bir cadı.
Stephen Proctor: Diana’nın ölmüş babası.
Rebecca Bishop: Diana’nın ölmüş annesi.
Juliette Durand: Gerbert of Aurillac’ın yaptığı kadın bir vampir.
Agatha Wilson:
Nathaniel Wilson:
Gillian Chamberlain:
Marthe: Ysabeau’nun sadık yardımcısı.
Chris Roberts: Diana’nın insan arkadaşı.
Gallowglass de Clermont: Matthew’un yeğeni olan bir vampir. Hugh de Clermont’un oğlu.
Philippe de Clermont: de Clermont ailesinin bir önceki reisi, Matthew’un vampir babası.
Satu: Diana’nın gücünün ortaya çıkmasını sağlayan bir cadı

Ruhlar Üçlemesi’ni tek cümle ile özetlersek:

Çoğunlukla uzunluğuyla insanın içini bayan ancak yaratıcı unsurları sayesinde eğlenceli saatler de geçirmenizi sağlayan fantastik bir aşk üçlemesi.

Bu tür kitapları seviyorsanız size Lonca Avcısı serisini öneririm.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir